1-SÜNNETİN ANLAMI VE SİYERİN ÖNEMİ

 

Arap dilinde sünnet: Siret ister güzel olsun ister çirkin olsun alışıla gelmiş yol demektir.

Birincisi hadisçilere göre sünnet: Söz, fiil, takrir (sukut etme), yaratılışla ilgili vasıf veya ahlakla ilgili vasıftan Nebi (s.a.v.)’a izafe (isnat)edilen şeylerdir. Hadis âlimlerinin bazılarına göre de sahabi ve tabine izafe edilen şeyleri de kapsar.

İkincisi, Usülcülere göre: Sünnet Nebi (s.a.v.)’a söz, fiil ve takrirden isnat edilen şeydir. Usulcüler bunları Nebi (s.a.v.)’a has kılarlar ve bu tarifin içerisine vasıf olan şeyleri dâhil etmezler. Onların bu konudaki gerekçeleri; teşride (hüküm koymada) kaynak olan şeyleri araştırmalarıdır. Teşri ise ancak Nebi (s.a.v.)’dan söz, fiil veya takrirle sabit olur.

Üçüncüsü fakihlere göre: Sünnet, işleyen kimsenin sevap, terk edenin de ceza elde ettiği şeylere denir. Bu durumda sünnet mendub manasındadır. Fakat fakihlerden derin ilim sahibi olanlara göre, bu tariften daha geniş bir anlama şamildir. Fıkhın konusu, kitap ve sünnetin delalet ettiği daha başka bir çok konuları kapsar. Fıkıh alimleri, vacip olarak, haram olarak, kerih olarak, mubah olarak ve menduba isnat ile; kulların fiilleri üzere şerri hükmü araştırırlar. Fıkıhtaki bu araştırmaya göre; vacip, mendub, haram, mekruh ve mubah konularına şamildir.

Dördüncüsü, umumi İslami örfe göre: Sünnet kelimesi; tarikat (yol), İslam’ın menheci ve İstikametin İslam’ın yolu üzere olması gibi manalarda kullanılır. Halkın, falan kişi sünnet üzere demeleri ve falan kimse sünnet ehli, falan kimse de bidat ehli demeleri gibi.

SİRETİN İSLAM’DAKİ KONUMU

Birincisi dinin Kur’an’la kemale ermesi siretle beraberdir: Muhakkak ki siret Kur’an’ın gerçek olarak anlatılması, ahkâm ayetlerinin dakik tefsiri ve binası sağlam olan bu dinin şeriatlerini tam olarak tatbik edilmesidir.

İkincisi dinin anlaşılması Nebi (s.a.v.)’ın anlayışı ile irtibatlıdır: Nebi (s.a.v.) örnek ve lider konumundadır. Müslümanların onun sireti, anlayışı ve liderliği ile teselli olmaları gerekir. Allah Ahzap suresi 36’da şöyle buyurdu: “Mümin erkek ve mümin kadının, Allah ve Rasulü bir işe hükmettiğinde onların kendiişlerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resülüne isyan ederse, muhakkak ki apaçık bir sapıklıkla sapıtmıştır.”

Üçüncüsü siret Kur’anı tefsir edici ve umumunu (genelini)de tahsis(özel) yapıcıdır: Allah kitabında “Namazı kılın ve zekâtı verin.” Buyruğunu tafsilata girmeyip; namazın keyfiyetini, zekâtın miktar ve nisabını da açıklamayıp Nebi (s.a.v.)’ın sünnetinin ortaya çıkmasına bırakılmıştır. Şöyle ki; Nebi (s.a.v.): “Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız.”[1] Ali (r.a.)’a da: “Yirmi dinarın oluncaya kadar altında senin için bir zekât yoktur. Yirmi dinarın olduğunda ve üzerinden de bir yıl geçtiğinde, yarım dinar zekât vardır. Miktar artması da bu hesaba göredir. Üzerinden bir yıl geçinceye kadar mala zekât yoktur.”[2]

 

 

[1] Sahih Hadis: Buhari 1/65, 1/71 ve Ahmed 3/436, 5/53 rivayet ettiler.

[2] Sahih Hadis: Ahmed Müsnedde  Ali b. Ebu Talip hadisi olarak, Ebu Davud süneninde Kitab’u z-Zekât 1573’de rivayet etti. Sahih Ebu Davud 1391’e bak.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir