1. Kim bu kötü vasıflara sahip olursa, haram kılınmış bile olsa, fakirlik korkusuyla kendisine verilene kanaat etmez. Kaderin kendi lehine yavaş işlediğini zanneder. Sürekli olarak dünya ile meşguldür. Ahireti hatırlamaya gelince, bu onun için sadece sönük bir ümit olmaktan öteye geçmez.
  2. Ahireti, ‘yapacağım, edeceğim’ gibi hayali temennilerle kazanmak ister. Günah işlerken, Allah’ın rahmetini hiç ihmal etmez. Buna rağmen işlediği günahı da terk etmez. Allah’a itaat söz konusu olunca; aciz olduğunu, yapamadığını söyler. Bu tür duygusallığıyla, Allah hakkında güzel bir zanla iman sahibi olduğuna kendisi inandırıp Allah’a güvendiğini iddia ederek ve O’nun bağışlanmasını umarak avunur. Halbuki o Allah hakkında hiç de güzel bir imana sahip değildir.
  3. Kendisine takdir edilmiş olan rızka güvenir. Öyle olduğu halde rızkını elde etmek için hep ızdırap çeker. Halbuki rızkı hakkında güven ve huzur içinde fazla endişe etmeyip Rabbine itimat etmesi ona emredilmişti. Zira onun rızkı takdir edilmiş ve bu rızkın ona ulaşmaması diye bir endişeye gerek yoktu. Çünkü Allah bu rızkı kendi güvenliğinde tutu-yordu. Allah’ın ona garantilediği rızkın kendisine ulaşmamasından korktuğu halde, Allah’ın kendisini sakındırdığından hiç korkmaz, rızık elde etme endişesiyle kendisini meşgul eder.
  4. Allah’ın verdiği dünya nimetlerine öyle sevinir ki, bu sevincinden dolayı Rabbine şükretmeyi unutur. Başına gelen musibetlerden o kadar gam ve kedere düşüp boğulur ki, bu gam ve kader, onu Rabbinin rızasını kazanmaktan alıkoyar. Kalbine doğan herhangi bir şüphe ve korkudan ötürü derhal insanlara koşup onlardan yardım diler.
  5. İnsanlardan ümidi kesilince Rabbinden kurtuluş ve yardım bekler. Kullardan birinin yakınlığını arzulayınca yine Rabbini unutur. Kendisine bir iyilik yapanın sevgisi kalbine hakim olur. Artık o bütün kalbiyle kendisine o iyiliği yapmış olan insanı anar ve ona teşekkürde bulunur.
  6. O, bu davranışlarının hepsinde Rabbini unutur ve O’nun yolunda olup O’ndan başka kimsesi olmayan yoksullara biraz da olsa, malından infak edip yardımda bulunmaz. Fakat kendilerinden dünyalık menfaat beklediği ve hatta bakımıyla bile yükümlü bulun-madığı kimselere karşı ise eli açıktır. Sevdiklerini batıl ile (de olsa) över. Allah’ın gazap ettiği kişileri sevmekle Allah’ isyan eder. Alimleri, batıl olan üsluplarla kötülemek ister.
  7. Zannî olan meselelerde kesin hükümlü, kesin olan meselelerde hakkı arıyormuş gibi tahkikatta bulunur.
  8. Kendisine üstün gelmek isteyen kişiden veya o kişiye yardım edenden nefret eder-ken, Allah’tan gayri yardımcısı olmayan gariplere karşı kendisinin işlediği zulmü hafife alır.
  9. Allah’ ı zikretmek ona çok ağır geldiği halde, fuzuli sözler ona (vebali yokmuş gibi) çok hafif gelir.
  10. Rahat ve refah içinde olursa bunu çılgınca izhar edecek azıp haydutluk yapar. Bu rahat ve refah elinden gidince de, kalbini ibadetle öyle meşgul eder ki, sanki bir daha ebedi olarak sevinmek nedir, neşelenmek nedir bilmemiş gibi davranır.
  11. Hastalanınca hemen tevbeye sarılır. Pişman olup bir daha günah ve isyana dönmeyeceğine ahdeder. Tekrar rahata kavuşunca hemencecik ahdini bozar. İnsanlardan korkar ve onların sahip olduğu dünya malına sahip olmak isteyince, Rabbinin hoşlanmadığı işlerle onları memnun etmeye çalışır. Allah’tan zannınca korktuğunu söylese bile, O’nu halk kendinden hoşlanmasa dahi razı etmeye gayret etmez.
  12. Kendisinden daha güçlü insanların şerrinden Allah’a sığınır, kendisinden aşağıdaki zayıf insanları kendi şerrinden korumaz. Rızık bakımından Allah’ın ona nispetle daha çok nimet vermiş olduğu insanlara bakarak Rabbinin kendisine verdiği nimetleri azımsar ve kendisinden daha aşağıda olanların haline bakıp verilen nimetlere şükretmez.
  13. Boş ve lüzumsuz işlerle uğraşıp namazları vakitlerin çıkmasına yakın kılar. Namaz kılınca namazda olup olmadığını hiç umursamaz. Rabbini hakkıyla ta’zim etmez.
  14. İmam namazı uzattığı zaman bıkar ve imamı kötüler, eğer namazı çabuk ve hafif olarak kıldırırsa bunu fırsat bilip ona teşekkür eder. Başına musibetler veya belalar gelinceye kadar çok az dua eder.
  15. Bu ve benzeri ahlak, öğrendiği ilmin hayrından faydalanmayan kişilerin kalbine galebe çalar. O, böyle bir ahlak sahibi iken bir de ne görsün nefsi; şan, şeref ve makam sevgisi ile onu kışkırtıyor. Artık bundan sonra o, yöneticilerin ve dünya ehlinin meclis-lerinde bulunmayı, onların içinde bulundukları rahat hayatı, süslü köşklere , güzel binekler (araba ve atlar), hizmetçiler, hoş ve yumuşak elbiseler, güzel halılar, iştahları açan tatlı ve leziz yemeklere sahip olmayı ve onların yaşadıkları gibi bir hayatı yaşamayı sevmeye başlar.
  16. Bununla da yetinmeyerek, insanların kendi kapısına gelip yığılmalarını, sözüne kulak verip emrine itaat etmelerini sever. Hatta bu istediklerine kavuşabilmek için kadılık gibi bir makam elde etmek vasıtasıyla da olsa, bu yola başvurmaktan çekilmez. Bu istediğini elde edemezse, bu seferde yöneticilere ve onların emrindekilere dinini cömertçe harcayarak (nefsinin istekleri uğruna) zillete düşer. Hatta bizzat kendisi onlara hizmet etmeye başlar ve kendi malıyla onlara ikramda bulunur.
  17. Bu insanların davranışlarında, makamlarında ve hanelerinde, söz ve fiillerinde zuhur eden münkerlere ve çirkinliklere karşı susar. Onların gözüne girmek, makam ve mevki elde etmek için işledikleri çoğu kötü amellerini, onların hoşnutluğunu kazanmak için süsleyip güzel gösterir. Bu şekilde uzun süre hizmet edip fesadı hakim kılınca onu kadılık makamına getirirler. Halbuki bununla onun kafasını kılıçsız olarak kesip koparmışlardır. Bundan dolayı onların, kendisi üzerinde büyük hak sahibi olduklarını sanarak nefsini onların hizmetine verir. Kadılıktan atılmamak uğruna ve emrine girdiklerinin gazabını celbetmemek için onlara teşekkür etmeyi kendisi için vacip görür.
  18. İşte, tüm bunları yaparken, Rabbinin gazabını düşünmek hiç aklına gelmez. Ye-timlerin, dul kadınların, fakirlerin, miskinlerin, Harem-i Şerif’te bulunan şeref sahibi insan-lar için tahsis edilmiş olup hayrı ve tüm Müslümanlara tahsis olunan malları; divan sekrete-ri, yaveri ve hizmetçilerini memnun etmek için haksız yere ellerinden alıp bu saydığımız zümre arasında paylaştırır. Böylece haram yemeye ve yedirmeye başlar. Artık onun aleyhi-ne dua edenler çoğalmıştır. Yazıklar olsun öğrendiği ilimle kendisinden sonra güzel ahlakı miras olarak bırakmayan insana! Bu kimseler, Allah’ın Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nün şerrinden Allah’a sığındığı ve ümmetinin de şerrinden korunmalarını emrettiği alimlerdir.

Önemli Not: Bu yazı yalnız alimler için değil, ilim talebesi bütün alim adaylarına bir uyarıdır!

Allahu a’lem, ve’s-salatu ve’s-selamu alâ Rasûlina Muhammed ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-alemîn.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir