Bu hususta iki uzunca hadis nakledeceğiz:

  1. İnanmış bir kulun eceli geldiğinde, görevli ölüm meleği ve yardımcıları en güzel surette, cennet kefeni ve kokularıyla ona gelirler ve güzellikle ruhunu bedenden çıkarıp güzel kokulu kefenlerle onu kefenlerler, yedi kat semayı aşarak Allah’a sunarlar. Allah’ın emri ile ruh tekrar bedene iade olunur. Kul kabrindeyken Rabbi, dini ve Nebi’si hakkında Münker ve Nekir isimli iki melek tarafından sorguya çekilir. Bu sorgusu esnasında kulun namazı, orucu, zekatı ve diğer iyilikleri hazır bulunur. Allah’ın bir vaadi olarak o iyi kul bu suallere istenildiği gibi cevap verir:

“Rabbin kim?” sorusuna “Allah’tır.” der,

“Dinin ne?” sorusuna “İslam’dır.” der,

“Aranızdan gönderilen bu adam hakkında ne dersin?” sorusuna da “O Allah’ın Rasûlü’dür.” diye cevap verir. Bunun üzerine o iki melek:

“Onun Allah’ın Rasûlü olduğunu nasıl bildin?” diye sorunca mü’min kul: “Allah’ın Kitabı’nı okudum, ona inandım ve tasdik ettim.” diye cevap verir. İşte bu Allahu Teâlâ’nın şu vaadi sebebiyledir:

﴾ Allah, iman edenleri dünya hayatında da, ahiret hayatında da sabit bir sözle (tevhid sözüyle) sabit tutar…﴿ [1]

Mü’min kulun sorgusu esnasında verdiği bu cevaplar üzerine Allah, gökten, onun cevaplarını tasdik eder ve kabrinin genişletilmesini, kendisine cennet yataklarından bir yatak hazırlanmasını, cennetten kabrine güzel kokular ve ılık rüzgarlar esmesi için kabri ile cennet arasına bir kapı açılmasını emreder.

Kabri 70 zirâ (yaklaşık 35 m.) genişletilir ve aydınlatılır. Müteakiben dünyada yaptığı salih amelleri, yüzü ve elbiseleri güzel, hoş kokulu bir adam olarak onun yanına gelir ve onu kabir nimetleri ile müjdeler. Aynı zamanda cennet ve cehennemden birer yer gösterilerek Allah’ın o kulu, cehennemdeki azap yerinden kurtarıp cennetteki mekanı kendisine bahşettiği bildirilir. O kul yeniden diriltilene kadar cennetteki makamını seyreder durur. Ruhu ise, yeniden bedene döneceği kıyamet gününe kadar cennet ağacına tutunmuş bir kuş olduğu halde temiz ruhların arasında bulunur.[2]

İnkar eden bir kulun eceli geldiğinde ise, ölüm meleği ve yardımcıları ona kara yüzlü bir şekilde yanlarında demir bir kürek bulunduğu halde gelirler. Ölüm meleği azarlayarak ve canını yakarak ruhunu bedeninden söker alır, diğer melekler de onun ruhunu yanlarında getirdikleri küreğe koyarlar. Ondan en pis bir koku yayıldığı halde semaya yükseltirler. Ancak ona gökyüzünün kapıları açılmaz. Bu Allahu Teâlâ’nın şu buyruğu gereğidir:

﴾ Bizim ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenlere gök kapıları açılmaz ve onlar deve, iğne deliğine girinceye kadar cennete giremezler…﴿ [3]

Onun ruhu oradan savrulup atılarak kovulur ve cesedine döndürülür. Sorgu melekleri onu korkutarak oturturlar ve sorguya çekerler:

“Rabbin kim?” sorusuna “Ah! Ah! Bilmiyorum.” der,

“Dinin ne?” sorusuna “Ah! Ah! Bilmiyorum.” der,

“Aranızda gönderilen bu adam hakkında ne dersin ve onun hakkında nasıl şahitlik edersin?” sorusuna da kastedileni bilemeden: “Hangi adam?” der. Meleklerin:

“Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)” diye hatırlatmaları üzerine: “Bilmiyorum, insanlar bir şeyler söylüyorlardı, ben de onların söylediği gibi söylüyordum.” der. Bu cevaba müteakiben Allahu Teâlâ, onun için ateşten bir yatak serilmesini, sıcak ve kavurucu rüzgarın girmesi için cehennemden kabrine bir kapı açılmasını emreder. Onun cehennemdeki mekanı kendisine gösterilir ve: “Bu senin mekanındır.” denilir. Cennetten de bir yer gösterilir ve: “Eğer Allah’a itaat etmiş olsaydın burası senin olacaktı.” denilir. Kazandığı ve kaybettiği yerleri görünce acı ve ızdırabı katlanır. Sonra kabri, adamın kaburga kemikleri birbirine girecek şekilde daraltılır. İşte bu, Allah’ın vaadettiği sıkıntılı ve sıkıcı hayattır. Nitekim O (Azze ve Celle) şöyle buyurmuştur:

﴾ Her kim beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz ki onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz.﴿ [4]

Müteakiben dünyada yaptığı çirkin işleri, yüzü ve elbiseleri çirkin, kötü kokulu bir adam olarak onun yanına gelir ve onu Allah’ın azabı ile müjdeler.

Sonra ona, azap etmesi için, elinde bir dağa vurulsa onu toz toprak haline getirebilecek bir balyoz bulunan kör, sağır ve dilsiz bir kişi gönderilir. Ona öyle bir darbe vurur ki, kabirdeki adam toprak olur! Allah onu tekrar eski haline çevirir. Kendisine musallat olan kişi ona bir daha vurunca öyle bir feryat eder ki, doğu ile batı arasındaki insanlarla cinlerden başka her şey o feryadı işitir. Allah onu tekrar diriltinceye kadar kabrinde azap görmeye devam eder.”[5]

***********************************************************

  1. “Bana bu gece iki kişi (melek) geldi. Onlar beni götürüyorlar ve bana ‘Bizimle yürü!’ diyorlardı. Nihayet yatmakta olan bir adam… bunun başucunda da elinde yumruk büyüklüğünde taş bulunan başka bir adam durmuş o yatan adamın başını taşla vurup eziyordu. Taşı başına her vurduğunda taş yuvarlanıp gidiyor, atam adam da arkasından koşuyor ve onu tekrar alıp getiriyordu. O dönüp gelmeden bunun başı iyi oluyor ve eski haline dönüyordu. Sonra taşı getiren adam, yatan adama dönüyor ve ilk defa yaptığı gibi tekrar onun başına eziyordu. Bu başı ezilen kişi; Allah’ın kendisine Kur’an öğrenmesini hidayet edip de bütün gece uyumuş, gündüz de Kur’an ile amel etmemiş [O’nu reddetmiş ve farz namazını kılmadan başı üzerine uyumuş kimsedir]. Bu azap kıyamete kadar devam edecektir.

…Arka üstü yatmış bir adamın yanına geldik. Onun başucunda da elinde demirden çatal bir kanca bulunan başka bir adam ayakta duruyordu. Ayakta duran adam yatanın yüzünün bir tarafına eğiliyor ve adamın ağzının yan tarafını ta başının arkasına kadar kesip parçalıyordu. Yine onun boğazını da başının arkasına kadar kesip parçalıyor, gözünü de başının arkasına kadar yırtıp parçalıyordu. Sonra bu adam ağzının diğer tarafına geçiyor ve orasını da yüzünün diğer tarafını yaptığı gibi yarıp parçalıyordu. Bu kısmı parçalamayı bitirinceye kadar diğer yanı iyileşiyordu. Sonra adam tekrar oraya dönüyor, orasını ilk seferde yaptığı gibi kesip yarmaya devam ediyordu. Bu ağzı parçalanan adam bir yalancı idi. O dünyada hep yalan söylerdi ve bu yalan her tarafa ulaşırdı. Bu azap kıyamete kadar devam edecektir.

Sonra tennur gibi altı geniş, üstü dar bir fırının yanına geldik. Bir de baktık ki onun içinde karışık bağrışmalar ve bir çok ses vardı. Onun ağzına baktık ki içeride bir çok çıplak erkek ve kadın vardı. Onların altlarından kendilerine bir ateş alevi geliyor, ateş alevi yükseldikçe içindeki insanlar da yükseliyor hatta delikten çıkmaya yaklaşıyorlar, ateşin alevi sakinleşince de aşağı dönüyorlardı. Bu ağzı dar, dibi geniş, altında ateş beliren fırındaki insanlar zina eden erkek ve kadınlardır.

Sonra biz yürüdük. Nihayet kandan bir nehrin yanına vardık. O nehrin ortasında ayakta duran bir adam, nehrin kıyısında da yanında bir çok taş olan bir adam vardı. Nehrin içindeki adam yüzerek kenara doğru gelip dışarı çıkmak isteyince kıyıdaki adam onun ağzının içine bir taş atıyor ve onu geriye eski yerine döndürüyordu. Nehirden çıkmak için sahile doğru gelmeye her teşebbüs ettikçe kıyıdaki hemen onun ağzına bir taş fırlatıyor ve onu eski yerine döndürüyordu. Bu nehirde yüzmekte olup da kendisine taş yutturulan adam, riba (faiz) yiyen kişidir.”[6]

Yukarıda bahsi geçen nimetleri kullarına karşı çok cömert olan Yüce Allah’tan Cevvad ismi ile istiyor, azaptan ise kullarına karşı çok merhametli olan Yüce Allah’a Ğaffar ismi ile sığınıyoruz. Amin!

[1] İbrahim 27

[2] İbni Mace 4271

[3] A’raf 40

[4] Ta-Ha 124

[5] Terğîb ve Terhîb 7/67-77, Ebû Dâvud 4753, Buhârî 1259, Ahmed 4/287, 295-296

[6] Buhârî 6915, 1307

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir