1. A) HÜKMÜ:

İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye geldiğinde Yahudilerin Aşûrâ Günü oruç tuttuklarını gördü ve:

-Bu ne orucudur, diye sordu. Yahudiler:

-Bu gün iyi bir gündür. Bu gün Allah’ın İsrailoğullarını (Firavn ve ordusundan oluşan) düşmanlarından kurtardığı gündür. Musa (Aleyhi’s-Selam) bu günde oruç tuttu, dediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

-Ben Musa’ya sizden daha fazla hak sahibiyim (layığım), buyurdu ve o gün oruç tuttu, ashâbına da orucu emretti.”[1]

Aşûrâ orucu bu hadis gereği önceleri farz idi. Ancak Ramazan orucu farz kılınınca onu dileyen tuttu, dileyen de terk etti. Böylece hükmü mendup oldu.

  1. B) FAZİLETİ:
  2. Ebu Katade el-Ensarî (Radıyallahu Anh) şöyle dedi:

“…Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e Aşûrâ orucu hakkında sorulduğunda:

-Geçen senenin günahlarına kefarettir, buyurdu.”[2]

  1. Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

-Ramazan’dan sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan Muharrem Ayı orucudur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz ise gece namazıdır.”[3]

Alimlerden bazıları bu hadisteki ‘Muharrem Ayı orucu’ lafzından kastın Aşûrâ Günü orucu olduğu, diğer bazıları da o ay içinde tutulacak tüm oruçlar olduğu görüşüne gitmişlerdir.

  1. C) VAKTİ:
  2. İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Aşûrâ Günü oruç tuttuğu ve onu emrettiği zaman sahâbîler:

-Ya Rasûlallah! Muhakkak ki bu, Yahudi ve Hristiyanların ta’zim ettikleri bir gündür, dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

-Gelecek sene inşaallah dokuzuncu gün oruç tutarız, buyurdu. Ancak gelecek sene(ki Muharrem Ayı) henüz gelmeden Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat etti.”[4]

  1. Hakem b. A’rac şöyle dedi:

“İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) Zemzem’in yanında ridasına dayanmışken yanına vardım ve ona:

-Bana Aşûrâ orucu hakkında bilgi ver, dedim. Bana dedi ki:

-Muharrem’in hilalini gördüğünde saymaya başla, dokuzuncu günü sabahına oruçlu olarak gir.

– Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu bu şekilde mi tutardı? diye sordum.

-Evet, dedi.”[5]

  1. İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“(Muharrem’in) dokuzuncu ve onuncu günü oruç tutun, bu şekilde Yahudilere muhalefet edin.”[6]

  1. Bu hususta merfu bir hadis de rivayet edilmekte olup senedi zayıftır:

İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

-Aşûrâ Günü oruç tutun. Bir gün öncesi (9. gün) veya bir gün sonrası (11. gün) ile beraber tutarak Yahudilere muhalefet edin.”[7]

Hadislerden Elde Edilen Fıkıh:

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Aşûrâ Günü orucunu Muharrem Ayı’nın 10. günü tutmuş, bu güne ehli kitap olan Yahudi ve Hristiyanların da ta’zim ettikleri hatırlatıldığında ‘ehli kitaba muhalefet etme kastıyla’ bir sonraki sene 9. gün tutmaya niyetlenmiş ve bu niyetini izhar etmiştir. (Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ehli kitaba muhalefet ettiği veya emrettiği bazı hususlar: Saçlarını ortadan ikiye ayırması, saç ve sakaldan ağaranları siyah dışında bir renge boyama, ayakkabı ve terlikle namaz kılınması, iftarda acele etme vs.)

Ancak ömrü bu niyetini yerine getirmeye yetmemiştir. Bundan dolayı bazı alimler; “9. gün oruç tutma hususu şeriata dahil olmamıştır, bu sebeple gene 10. gün tutulmalıdır.” demektedirler.

İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) nın “Nebi 9. gün tuttu.” iddiası ise, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in niyet ve kastına dayanarak, ömrü olsaydı böyle tutacağını haber vermesi şeklinde olmalıdır.

Aşûrâ Günü Orucunun Vakti Hakkında Üç Görüş Vardır:

  1. 9-10-11. gün şeklinde üç gün oruç: Hakkında delil bulunmayan ve en zayıf olan görüştür.
  2. Yalnızca 10. gün oruç: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in niyet ve vaadinin hesaba katılmaması ile uygulanmış olan vakittir.
  3. İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) nın Yahudilere muhalefet için 9-10. gün oruç tutmaya dair görüşüdür ki, gelen naslardan anlaşılan en makul görüş budur. Çünkü;
  4. a) günde, 10. günde tutulması hakkındaki rivayetler de, her iki gün beraber tutulması fetvasını veren de İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) nın kendisidir. “Hadisi rivayet eden ravi, onun fıkhını en iyi anlayandır.” kaidesi gereği, onun verdiği fetvanın rivayet ettiği hadislerin fıkhına en uygun olması gerekir.
  5. b) Şeriatın “ehli kitaba muhalefet” öğretisi için de en uygun ve ihtiyatlı olanı bu görüştür. Nitekim “Yalnızca 9. gün tutulmalıdır.” diyenler azınlıkta kalmış ve onlar hadisleri anlamamakla, dil bilgisinden ve şeriattan uzaklaşmakla eleştirilmiştir.[8]
  6. c) Bu görüş aynı zamanda Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in: “Gelecek yıl 9. gün tutarız.” sözünün iki ihtimalinden birisidir. Diğer ihtimal ise “10. gün yerine 9. gün tutarız.” demek istemiş olmasıdır ki, bu görüşte olanlar yukarıda belirttiğimiz gibi eleştirilmiştir.
  7. d) İmam Nevevî şöyle demiştir:

“Selef ve haleften ulemanın cumhuru Aşûrâ Günü’nün, Muharrem Ayı’nın 10. günü olduğu görüşüne gitmişlerdir… Bu hem hadislerin zahiri, hem de lafzın muktezasıdır… (Aşûrâ orucuna gelince) İmam Şafi ve arkadaşları, İmam Ahmed, İshak ve diğerleri şöyle demişlerdir:

-9 ve 10. gün oruçlarını beraber tutmak müstehaptır. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 10. gün tutmuş ve (gelecek yıl) 9. güne niyet etmiştir. Bazı alimler de şöyle dediler:

-10. gün ile beraber 9. gün oruç tutma sebebi, yalnızca 10. gün oruç tutmakta olan Yahudilere benzemekten sakınmaktır. Hadiste de buna işaret edilmektedir. Şöyle de denilmiştir:

– Aşûrâ Günü’nün faziletini kaçırmamak için ihtiyaten böyle yapılması (9-10. günleri beraber tutmak) gerekir. Muhtemeldir ki, hilal ilk gün görünmemiştir, bu durumda 10. gün zannedilen 11. gün olur.”[9]

Aşûrâ Tatlısı (Çorbası):

Bu güne mahsus olarak yapılan tatlıya gelince, halk arasında bu tatlının dayanağı olarak anlatılan Nuh (Aleyhi’s-Selam) ve gemisi hakkındaki şeylerin sahih bir delili yoktur. Dinden bir parça gibi sevap ummak gayesiyle bu günlere mahsus olarak tatlı yapmak dine sonradan sokulan bid’atlerdendir. Dolayısıyla bundan sakınılmalıdır.

Vallahu a’lem, ve’s-salatu ve’s-selamu alâ Rasûlina Muhammed, ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-alemîn.

[1] Buhârî 1860, Müslim 1130/127

[2] Müslim 1162/196-197

[3] Müslim 1163/202, Ebu Davud 2429, Tirmizî 737, Nesâî 1613-1614, İbni Mace 1742

[4] Müslim 1134/133, Ebu Davud 2445

[5] Müslim 1133/132

[6] Abdurrezzak 7839, Beyhakî Sünenü’l-Kübra 4/287. Tahavî ve Beyhakî’ye göre senedi sahihtir. (Sahihu İbni Huzeyme 2/1006)

[7] Sahihu İbni Huzeyme 2095, Ahmed 1/241

[8] İbni Kayyım Zâdu’l-Mead 2/94

[9] Nevevî Müslim Şerhi 3/1156

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir